İnstagram Havadisleri

Komidindeki Kitap

Beyaz Perdem

28 Aralık 2013

Takvim Yaprakları

Zaman, birçok liderin sahip olmak isteyip de kontrol dahi edemedikleri olgulardan biri. Hiçbirisi bunu dile getirmemiş de olsa, muhakkak dünyaya hâkim olmak isterken bunu da arzu etmişlerdir. Ama nihayetinde zaman onları yenerek, her canlıya yaptığı gibi acımasızca davranarak, tarihin derin sayfalarına yerleştirmiştir.

Acımasız… Zaman acımasız mıdır? Bir başkası onu çok tatlı da bulabilir. Mesela mezuniyet balosunda, kepini göğe fırlatan bir öğrenciye ya da az sonra sevdiği tek insanla, uzun bir aradan sonra tekrar buluşacak olan birisine sorsanız… O an, işte o an, onlar için unutulması olanaksız anlardır. Bunun için belleklerinde mutlaka bir yer ayırırlar.

Korku? Birisinin zamandan korktuğunu düşünebilir misiniz? Üzerindeki hastalığın çok ağır belirtiler göstermeye başladığı birini düşünün. Durumunun kötü olduğunu hastaya söylemeseniz bile o bunu eninde sonunda düşünecektir. En azından aklına olabileceklerin sonuncusunu, yani ölümü getirerek, zamanın onu ne kadar süre sonra alıp götüreceğini düşünür. Ya korkuyla ya da büyük bir bekleyiş içinde… Çünkü ya bu hayatı doyasıya seviyordur, kopmak istemiyordur ondan; ya da artık pes etmiş, elini ayağını çekmiş, bihaberdir dünyadan.

Peki, hastanın yakınları o anda ne hisseder hiç düşündünüz mü? Korku elbette vardır. Ama bunun yanında iki şey daha: İsyan ve endişe. Bir yandan lanet ederler böyle kadere, hastanın çektiklerine. İçlerinde inanılmaz derecede büyük bir öfkeyle bunun sorumlusunu bulmaya çalışırlar. Bir yandan da “acaba iyileşecek mi” diye düşünmeden de edemezler küçük bir umutla. Doktorların bulmak için yıllarca uğraştığı tedaviyi, iki günde bulmasını umarlar gözlerinden yaşlar süzülerek. Biraz daha “zaman" olmasını dilerler.

Peki ya tren istasyonunda oğlunu askere uğurlayan bir anne yahut eşinin doğum gününde, onun mezarının başına geçip, bir demet çiçekle beraber dua eden birisi için zaman, ne ifade eder? Özlem? Hüzün? Yoksa yüreğindeki acıyla beraber, hayatındaki boşluk ve anlamsızlık mı?

Bir çocuğun “zamanın hızla akıp gittiğini” söylediğini duydunuz mu hiç? Ya da hiç sordunuz mu bir çocuğa zamanı, “ne kadar hızlı olabilir” diye? Onlar bir sonraki sömestrin başlamasını, başladıktan sonra da dört duvar arasından kurtuluş gününün gelmesini sabırsızlıkla beklerken, “zamanın niye bu kadar oyalandığını” düşünüyorlardır belki de. O küçük yaşlarının verdiği saflık, bilmezlik ve hayalle zamanın ellerinden alıp götürdüklerini fark edemiyorlar bile. Hâlbuki fark etseler…

Hepimiz duymuşuzdur dedelerimizden, ninelerimizden “bizim zamanımızda” diye başlayan cümleleri. Zaman onlar için ne kadar da hızlı öyle değil mi? Zaten biz de bir süre sonra yetişemeyeceğiz, yaşamımızdaki şu yoğun tempoda zamana.

Evden işe, işten eve koştururken bir anda durup ne kadar kısır ve monoton bir hayat sürdürdüğünüzü düşündünüz mü hiç? Bir de o düşünceyle işe giderseniz zaman bitmek bilmez, uzar da uzar.

Zaman; oyun çağlarında olan çocuklar için uzun, erişkinliğe uzanan yolda ilk adımlarını atanlar içinse ne uzun ne kısa. Yaşlılara kalırsa “zaten çoktan gelmiştir zamanları”… Kimileri içinse anlamsız bir dizi takvim yapraklarından ibaret.  Kimileri zamandaki ufacık anları bile kaçırmıyor, kimileriyse o anların değerini bilmiyor ve zamanın ona adil davranmadığını düşünüyor.

Ne zamanı durdurabiliriz, ne de onu geri sarabiliriz. Zaman sonsuzluğa doğru uzanan yolculuğuna devam ediyor. Ona sahip olmak yerine, yolculuğuna eşlik ederek hayatımızdaki hiçbir fırsatı kaçırmamaya ne dersiniz?
Shima_2003

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....
olmak zorunda olmadığım yer....

İzleyiciler