İnstagram Havadisleri

Komidindeki Kitap

Beyaz Perdem

7 Şubat 2015

Kimin Hayatı?


Aralık perdenin arasından gelen güneş ışığı yüzünden, gözleri kısılmış bir halde yatağında uzanıyordu. Yine her zamanki gibi alarmın çalmasından saniyeler önce uyanmıştı fakat uyumaya devam etmek istiyordu. Miskince, alarm sesi eşliğinde içinden geçiriyordu: “Dünyaya bir kez daha gelirsem, sabahın köründe gitmek zorunda olduğum bir iş seçmeyeceğim.”

Bitkin bir şekilde doğruldu, alarmı kapattı ve ayağa kalkarak gerindi. Ne kadar süre uyursa uyusun, hiçbir zaman enerjik kalkamıyordu. Günlük rutinini takip ederek duşunu aldı, kahvaltı niyetine bir dilim ekmek kızartması ve kahvesini de alarak televizyonun önündeki koltuğa yayıldı. Sabah haberlerinden birini seçerek izlemeye başladı. Haberde birkaç teröristin, güvenlik güçleriyle çatışma görüntüleri veriliyordu. “Hep aynı sinir bozucu olaylar…” Devlet adamlarının bu olayların önüne kolaylıkla geçip, ülke refahını sistematik bir artışla sağlayabileceklerine inanıyordu. Fakat neden herkes büyük bir adım atmaktan çekinip, kendi çıkarını bu kadar çok düşünüyordu? Dünyanın, önceliği insanlık olan büyük liderlere ihtiyacı vardı. “Eğer gençliğimde büyük bir lider olmayı hedeflemiş olsam, şimdi bir şeyler yapabilirdim belki. Dünyaya tekrar gelirsem insanlık yararına gerçekten kayda değer bir şeyler yapacağım.” diye düşünerek kumandanın kapatma düğmesine bastı.

Daha fazla oyalanmaya vakti kalmadığını düşünerek üzerini giyindi ve masanın üzerindeki anahtarlarını da alarak evden çıktı. Otoparkın girişinde duraklayıp, metalik gri şahesere baktı. Henüz almış olduğu arabası, şu hayatta yapmış olduğu en iyi hamleydi. Gülümseyerek arabasının yanına geldi ve elini tavanında yavaşça gezdirdi. Bakışlarını biraz daha aşağı indirdiğinde hâlâ uyanamamış olduğunu sandı. Yan aynası boynu bükük bir şekilde eğiliyordu ve üstünde de aynaya iliştirilmiş, aceleyle çiziktirilmiş minik bir not duruyordu: “Hasar için üzgünüm, gereken onarımı yaptırarak telafi edeceğim.” ve bir numara… Not elinde, bütün neşesi kaçmış bir halde dikiliyordu otoparkta. “Bunu elbette ben de düzelttirebilecek güçteyim. Önemli olan, daha hevesimi bile alamadan yepyeni arabama bunu yapmış olman! Gel de bunu telafi et pislik!” Gergin bir şekilde sürücü koltuğuna otururken insanların ne kadar düşüncesiz ve duyarsız olduklarını düşündü. Bir şeylerin hep maddi değerine bakıp, onun bir başkası için ne anlam ifade edebileceğine aldırış etmiyorlardı. “Böylelerini çocukken eğitmeye başlamak gerek. Ondan da önce ailelerini! Ne öğretiyorlar bunlara okullarda böyle ya! Dünyaya tekrar gelirsem öğretmen olup doğru düzgün çocuklar yetiştireceğim ve bu tiplerden etkilenmelerine de fırsat vermeyeceğim!”

Hızla otoparktan çıkıp yola fırladı. Arabayı hızlı ve gergin bir şekilde kullanıyordu. Kırmızı ışığın yandığını son anda fark ederek frene bastı. Bugün çok şanslıydı(!) Şimdi ışığın yeşile dönmesi için dakikalarca sürecek olan gergin bekleyiş başlamıştı! Müziğin onu sakinleştirmesini umarak radyoyu açtı. İşe de yaramıştı; bir süre sonra direksiyonda,  parmaklarıyla tempo tutmaya başlamıştı. “Müzikle uğraşan insanlara imreniyorum. Beste yapacak kadar yaratıcı olabilmeyi isterdim. Dünyaya tekrar gelirsem hiç olmazsa bir enstrüman çalmayı öğrenmeliyim.”

İş yerine yaklaştığında arabasını otoparka çekerek cadde boyunca yürümeye başladı. Köşeyi döndüğünde, çiçek satan minik bir kızla burun buruna geldi.

“Çiçek ister misiniz bayım? Madam’ı mutlu ederdiniz.” “Madam?”

“Keşke öyle biri olsa…” deyip gülümseyerek kızın yanından geçti. Karşıya geçmek için yaya geçidinde beklemeye başladı. “Ruh eşimi bu hayatta bulamadım. Bari dünyaya tekrar geldiğimde…” Bir şeyin ona tüm gücüyle çarptığını hissetti. Ayakları artık onu taşıyamıyordu. Hatta artık ayaklarını hissetmiyordu. Ellerini de. Tek hissettiği üzerinde yattığı soğuk asfalt ve başına toplanmaya başlayan kalabalığın telaşlı sesleriydi. Kendini kaybetmeden önce son duyduğu şey birilerinin ambulans çağırdığıydı.

Birkaç saniye gibi gelen bir süreden sonra gözlerini açtı. Salonunda, televizyonun karşısında oturuyordu. Evindeydi. Fakat normalde olduğu gibi değildi. Farklı olan bir şeyler vardı. Ayağa kalkıp etrafına bakınmaya başladı. Tüm eşyaları yerli yerindeydi. Bir nedenden, orada olmaması gerektiğini hissediyordu. Pencereden dışarı baktı. Dışarıda dolanan tek bir canlı bile yoktu. “Neden her şey bu kadar soluk?”

“Bu senin bildiğin dünyan değil de ondan.” Birden arkasından gelen sesle irkildi. Daha önce orada olmadığına emin olduğu biri duruyordu salonun ortasında.

“Sen…de kimsin?” diye sordu karşısındaki kız mı erkek mi olduğu belli olmayan kişiye.

“Ahhh yapma! Bu kadar klişe olacağını hiç düşünmezdim. Beynini biraz zorlarsan anlayacağına eminim.” diyerek az önce boş duran elinde beliriveren kocaman kara kitabı açtı.

“Ne?..”

“Hmm… Tahmin ettiğim gibi. Gerçekten de o kadar klişe değilmişsin. Ama nedense burada yazanların hiçbirini hala yapmamış gözüküyorsun… İlginç…”

“Ne? Ne yazıyor orada? Benim hakkımda mı hem de?” karşısındaki kişi cevap vermeden, garip homurtular çıkararak, hala elindeki kitabı okuyordu.

“Az önce bana bir…araba çarptı değil mi? Şu an hastanede olmam gerekmiyor mu?”

 “Zaten öylesin.” diye cevap verdi kafasını kitaptan kaldırmadan. “Çok ilginç…Sana tanınan onca fırsata rağmen hep ertelemişsin. Söylesene neden? Kendisine acı çektirmekten hoşlanan insanlardan mısın?”

Az önce aldığı cevap aklındaki tüm şüpheleri o kadar gidermişti ki şaşkınlıktan konuşamıyordu. Olduğu yerde donmuş bir halde karşısındaki ne idüğü belirsiz surete bakakalmıştı.

“Ben… Sen… Beni…”

“Ahhh evet evet, ben oyum. Şimdi cevap ver bakalım. Beni bu yoğun mesaime rağmen boş yere oyalama sebebin nedir evlat? Madem yapman gereken şeyi hala yapmadın, ne diye kendini bir arabanın altına atıp da bana ekstra iş çıkarıyorsun?!”

“Ha? Bir dakika, bir dakika… Şimdi sen bunun benim suçum mu olduğunu söylüyorsun?”

“Tamam, belki sürücüde de hata va…”

“Şimdiye kadar doğru düzgün bir şey yapamadıysam bundaki tek suçlu ben miyim? Elimi neye atsam her seferinde yapamayacağımı söyleyip moralimi bozan insanlar oldu çevremde. Neyi hayal etsem gerçekçi olmadığımı söylediler. Sevgilim bile beni mantıklı düşünmediğim gerekçesiyle terk etti. Sen de şimdi kalkmış…”

“Bunlar sebep mi?”

“Ne?”

“Bunlar, yapmak istediğin şeylerden seni gerçekten alıkoyabilecek sebepler miydi?” Cevap o kadar netti ki, bu bir soru bile değildi.

“Kimin hayatını yaşıyorsun: Kendinin mi çevrendekilerin sana dayattıkları hayatı mı? Şimdiye kadar hep kendinden başkalarının dediklerine göre yaşadıysan gerçekten kendin yaşamış oluyor musun? İstediğin işi mi yapıyordun? İstediğin evde mi oturuyordun? İstediğin yerleri gezdin mi? İstediğin yemekleri, istediğin şekilde yedin mi? Hayatının hangi anından zevk aldın? Şimdi sana sorsam, hayatında bana hiç unutamadığın bir şeyi anlat desem ne anlatırdın?”

“…”

“Pişmanlıkların, öyle değil mi? Yapmak isteyip de hep ertelediğin tonlarca şey; onların yerine, yapmak istemediğin halde yaptığın tonlarca şey.”

Bu karşısındaki her kimse, içini çok iyi okuyordu. Ne kadar doğru söylüyor olsa da artık çok geçti. Elindeki fırsatları kaçırmasının yanında, artık önünde fırsatların oluşacağı bir hayatı bile yoktu.

“Biliyorsun herkesin tek bir yaşam hakkı var.”

“Evet.”

“Kimseye ikinci bir şans verilmiyor.”

“Evet.”

“Elindeki tüm olanakları da kaçırdın.”

“Neden yaramı deşmeye çabalıyorsun?!”

“Ben sadece sana tanınacak olan ayrıcalığın önemini fark etmeni sağlamaya çalışıyorum.”

Bir an içine umut doğmaya başlamıştı. Heyecanla, “Yani dünyada yeniden mi doğacağım?” diye sordu.

“Yok artık, o kadar da demedik! Kaldığın yerden devam edebilmen için geri döneceksin. Ama bu sadece gününü gün edip keyfine bakman için değil, ona göre! Dünya üzerindeki herkesin, yaşamasının bir sebebi var. Sen bu sebebini henüz gerçekleştirmemişsin. Bunu yerine getirmeden bir daha sakın karşıma geleyim de deme!”

“Sebep? Nasıl anlayacağım ki bunu?”

“Sen yapmak istediklerini ertelemezsen, o zaten bir şekilde karşına çıkacak.”

“İyi ama nedir ki bu?”

“Bunu bile benim söylememi mi istiyorsun?! Git kendin bul!” diyerek iki parmağıyla alnını sertçe dürttü.

Hiçbir yerini hareket ettiremiyordu. Her yeri uyuşmuştu. “Kendine geliyor! Şanslı adammış; Tanrı onu seviyor olmalı.” Gözlerini hafifçe araladı. Perdenin arasından sızan güneş ışığı yüzünden, gözleri kısılmış bir halde uzanıyordu. Yine her zamanki gibi sabahın erken saatlerinde uyanmıştı fakat uyumaya devam etmek istemiyordu. Gülümsüyordu. “Bakalım… İlk önce hangisinden başlasam acaba?”
Shima_13.01.2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....
olmak zorunda olmadığım yer....

İzleyiciler