İnstagram Havadisleri

Komidindeki Kitap

Beyaz Perdem

4 Temmuz 2012

Nefs Teskiyesi Kademeleri

Rumi
Konya, Aralık 1247

Bomboştu dünya. Koca sokaklar, bulutsuz sema ve bütün Konya. Tebrizli Şems yoluma çıkıp bana o soruyu sorduğunda her şey ve herkes kayboldu sanki, bir anlığına da olsa. Bir tek o ve ben kaldık bu şehirde: Soran ve cevaplayan.

“Söyle bana Bistâmî mi daha ileride yoksa Peygamber Efendimiz mi?” Bu soruyu elinin tersiyle itmek ya da geçiştirmek kolay. Hiddetlenip karşıdakini susturmak kolay. Zor olan ne sorulduğunu anlamaya çalışmak ve tabii bir de yanıtını bulmak.

İnsan hayatı daimi bir seyr-ü sefer. Beşikten mezara yolculuk hâlinde, seferdeyiz. Önümüzde uzanan yedi ayrı merhale, yedi basamak. Bilenler güzergâhtaki her menzile bir isim vermiş. Nefsimiz buralardan bir bir geçmeden, kendini ayrı bir varlık sanmaktan vazgeçmeden yolculuğunu tamamlayıp Hak ile bütünleşemez. İnsan yalandadır, ziyandadır, zandadır. Yedi basamağı çıkmadıkça hakikate eremez.

İlk mertebenin adı Nefs-i Emmare. Yoz, Ham ve Daima Başkalarını Suçlayan Nefs merhalesi. Ne yazık ki pek çok insan ömrü boyu bu aşamada takılıp kalır. Kurtulamaz cendereden. Dünyevi işlerden gayrısını düşünmeyen, paraya iktidara makama tamah eden, şişkin ve semiz bir “Ben” zannıyla yaşayan insan bu makamdadır. Buraya demir atmış kişileri hemen tanırsın. Hep başkalarını suçlar, eleştirir, çekiştirir; nefes alır gibi doğallıkla dedikodu ve iftira eder; katiyen kendilerinde kusur bulmaz; başkalarını yargılar; şüphe, kuşku ve kibir ikliminde yaşarlar. Bilirsin onları. Kendinden bilirsin. Çünkü madem ki insanız ve madem ki beşer dediğin şaşar, Nefs-i Emmare’ye düşmeyenimiz yoktur. Önemli olan o çukurdan çabuk çıkabilmek.

O kişi ne zaman ki nefsinin arızalarını, takıntılarını, hatalarını ayırdeder ve düzeltmeye niyetlenir, işte o zaman içsel bir yolculuğa çıkar. Bundan böyle gözleri dışarıya değil, kendi içine çevrilir. Böyle böyle adım adım bir sonraki makama varır. Bu makam bir bakıma öncekinin tam tersidir. Burada kişi hep başkalarını suçlayacağına, sürekli kendinde kusur bulur. Olan biten her şeyde kendini didik didik inceleyerek eleştirir. “Âlem güzel, ben çirkin” aşamasıdır bu. İşte bu safhada nefs, Nefs-i Levvame olur. Yani Suçlanan yahut Kınanan Nefs.

Üçüncü mertebede kişi biraz daha pişer. Nefs-i Mülhime‘ye erişir. Bu noktada, insanın nefsi, İlham Alan olduğundan, kişi dünyada gördüğü her şeyden ve herkesten esinlenir. Teslimiyet denilen hâlin nasıl bir özgürlük olduğunu kıyısından köşesinden hissetmeye başlar. Nasibiyse İlim Şehri’ne adımını atar. Zaman zaman kabz, yani sıkılma ve daralma yaratsa da, ekseriya bast, yani genişleme ve ferahlama getirdiğinden gönle hoşluk verecek kadar güzeldir bu makam. Fakat cazibesi aynı zamanda en büyük tehlikesidir. Zira bu aşamaya gelenlerden çoğu buradan çıkmak istemez. Zanneder ki yolun sonuna gelindi. Oysa yol daha uzun ve çetindir.

Ahenkli ve renklidir ya burası, nice kişi daha öteye gitme iradesini, basiretini veya cesaretini gösteremez. Bu nedenledir ki üçüncü makam her ne kadar cennet bahçesi kadar latife olsa da, yüceleri hedefleyenler için bir tuzaktır.

Buradan öteye geçmeyi başaran kişi İlim Şehri’ni kat eder ve Nefs-i Mutmaine safhasına ulaşır. Artık nefs eskisi gibi değildir, tamamen değişmiştir. Bu sebepten ona Tatmin Olmuş Nefs adı verilir. Kişi artık çok daha üstün bir şuura sahiptir. Gözü doymuş, gönlü genişlemiştir. Para pul, ad san, mal mülk makam derdinde değildir. Başkalarıyla iyi geçinir, sadece seccade üstünde namaz kılarken değil, her zaman huzurdadır. Daimi namazdadır. Kalp kırmaz, kul hakkı yemekten gözü gibi sakınır ve kimsenin kusuruna bakmaz, hatta başkalarının kusurlarını örter. Malı ve mülkü, Mâlik-ül-mülk olan Allah’a teslim eder.

Buradan ötesi Tevhîd Şehri’dir. Son üç mertebeye kemal mertebeleri denir. Oraya ulaşabilen insan hakikaten çok azdır. Ve onlar, Allah kendilerini hangi hale sokarsa soksun, mesut, munis ve müteşekkirdir. Son üç safhadan ilkinde Nefs-i Raziye‘ye erdiklerinden dünyevi meselelere aldırmaz, aldanmazlar.
Sonraki makam, Nefs-i Mazriye‘dir. Bu safhadan Allah razı olduğu için ona Razı Olunmuş Nefs de denir. Buraya ulaşan kişi başkalarına deniz feneri olur. Işığını kime isterse ona tutar, hakiki bir kutûb, sönmeyen bir kandil gibi aydınlatır. Bazen şifa dahi dağıtabilir. Davranışlarında ifrat ve tefritten kaçınır. Hiçbir konuda aşırılık sergilemez; tam tersine ayrı düşenleri buluşturur, düşmanları uzlaştırır, ortamları yumuşatır; en hırçın iklimlerde esen ılık bir yel gibidir.
Yedinci ve sonuncu makamda kişi Nefs-i Kâmile‘ye ulaşır. Burada ayrı bir “benlik” zannı toz duman olur. Ama bu makamı bilen, bilse de hakkında konuşan olmadığından oradan bakınca âlemin nasıl göründüğüne dair malumatımız sınırlıdır.
Hak Yolu’ndaki makamları tek tek sıralamak kolay, yaşamak ise zordur. Güzergâhın kendine has engebeleri yetmezmiş gibi, dümdüz bir çizgi halinde ilerlemek de mümkün değildir. İlkinden sonuncusuna makamlara giden yol doğrudan değil, dolambaçlıdır. Üstelik üst makamlara varan kişinin orada kalacağının garantisi yoktur. Hatta “artık piştim, erdim, ben bu yolları çözdüm” zannedip de yukarıdan aşağılara tepetaklak yuvarlananlar vardır. Hâl böyle olunca, geçmiş ve gelecek, yaşamış ve yaşayacak bunca insan arasında çok azı, o da ancak her asırda bir, en nihai makama kadar varabilir.
İşte bu sebepten, Şems bana Hz. Muhammed ve Sufi Bistâmî hakkında o soruyu sorduğunda benden sadece kitabî bir kıyaslama yapmamı beklemiyordu. Aynı zamanda bana, yani şahsıma bir soru yöneltiyordu. “Hak’ta yok olmak için nefsini tamamen yok etmeye hazır mısın?” Beni düşünmeye davet ediyordu. İlk sorusunun altında ikinci bir soru yatıyordu.

“Ya sen, yüce vaiz?” diye soruyordu. “Peki sen yedi makamdan hangisindesin? Bulunduğun yerden memnun musun? Söyle, senin kabın nicedir?”

“Yolun sonuna kadar gitmeye yeter mi yüreğin?”

Elif Şafak – Aşk(sayfa:210)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....
olmak zorunda olmadığım yer....

İzleyiciler