İnstagram Havadisleri

Komidindeki Kitap

Beyaz Perdem

8 Eylül 2012

Geride Bırakılan Son Bakış


Boğazına dizilip nefes almasını zorlaştıran hıçkırıklara, gözlerinden akmaya çalışan yaşlara mühür vurarak karşısındaki çehreye bakıyordu dikkatle. Birazdan, o kendini bir an için bile ayrı koymanın ıstırap olduğu güzel dudaklardan çıkacak kelimeleri bekliyordu sabırla. Donuk ve ifadesiz kalmış gibi gözüken vücutlarına rağmen ikisi de titriyor, terliyor, yanıyor; kalpleri heyecanla, korkuyla, birbirlerinden uzak durmalarının verdiği acıyla, şiddetle çarpıyordu. Birbirlerine dokunabilecek mesafede oldukları halde ikisi de ellerini uzatmaya cesaret edemiyordu. Bu ayrılık dolu saatlerin çığlığını hissetmişçesine, rüzgârla savrulup pencerelere şiddetle vuran yağmur damlaları bile sessizce yitip gidiyordu. Odanın içindeki karanlık sessizliği sadece, ikisinden gelen düzensiz nefes alışverişleri bozuyordu. Olacakları bildikleri halde, seslendirmek gerekli miydi, bunu düşünüyordu kadın. Her şeye rağmen söyleyecekti, o acı dolu sözcükleri duyacaktı ondan. Bunu biliyordu çünkü onu tanıyordu. Ardında, dönmeyeceği halde, umutla dönmesini bekleyecek olan bir sevgili bırakarak, onu daha çok karanlığa hapsetmek istemeyecekti. Kendince böyle düşündüğünü biliyordu. Ama kadın bunları duymak istemiyordu. Biliyordu dönmeyeceğini, onu bir daha hiç göremeyeceğini. Yine de duymak istemiyordu çünkü sadece bu ışık demetiyle hayata, onun anısına tutunabileceğini düşünüyordu.

O tatlı dudakları aralandı ve hafifçe şu kelimeyi mırıldandı: “Güzelim…” Bu tek kelime onun için her şeyi açıklamaya yetmişti. Her şeyini vermeye hazır olduğu bu adam, tahmin ettiği bir karar almıştı. Kadın bir şey söylemediği için devam etti: “Önce şundan emin olmanı istiyorum. Birlikte geçirdiğimiz zamanlar içinde, hissettiklerin karşılıksız değildi. Sana gerçekten bağlandım ve bu benim için de çok zor olacak. Sana şu an bile âşıkken, seni kollarıma bir daha alamayacağımı, yüzünü bir daha göremeyeceğimi bilerek dönüp gitmek benim için de hiç kolay olmayacak. Keşke seninle daha doğru bir zamanda tanışabilmiş olsaydık, seni asla bırakmazdım, asla… Her şeyi unutmanı bekleyemem senden ama umut ederek daha çok acı çekmeni istemiyorum. Bu vermek zorunda olduğum bir karardı ve bundan sonra artık dönemem biliyorsun. Seninle tanışmadan önce üzerime aldığım bir sorumluluktu bu ve bunu devam ettirmeliyim. Sevdiğim ve bağlandığım iyi bir eşim ve bir çocuğum var, verilmiş bir söz var aramızda. Bütün bunlar benim hatamdı ve şimdi cezasını, senden uzak kaldığım her dakika çekeceğim. Seni benden daha çok mutlu edecek birini hak ediyorsun. Dilerim hayatın boyunca sana veremediğim mutluluğu hep…” En sonunda dayanamamıştı kadın. Tek bir parmağıyla, o dudaklardan çıkan kelimelerin önünü kesmişti. Her sözcüğe katlanabilirdi ama ondan başka birinin varlığıyla, onun adının geçmediği mutluluk dilekleriyle dolu cümlelere tahammül edemiyordu. İfadesiz tutmaya çalıştığı suratı dağılmak üzereydi. Böyle olamazdı, biraz daha dayanması gerekiyordu sadece. Ama o sözcükleri duyarak değil. En başından beri, bu son saatlerin de öncekiler gibi geçmesini dilemişti sadece. Veda sözcüklerini duymak en son istediği şeydi. Artık duymak istemiyordu.

Adam anlamıştı ve dudaklarına dokunan eli nazikçe kavrayıp yanağına götürmüştü. Sessizlik geri gelmişti. Ama bu defa bir kabulleniş ve çaresizliğin ağırlığı da hissediliyordu. Kadını belinden tutarak kendine doğru çekti ve sıkıca sarıldı ona. Kadın da kollarını yukarı kaldırarak onu sarmaladığında daha sıkıca sarılmaya başladı. Sanki onu içine sokup hep orada tutmak, böylece hep onunla olmak istiyor gibiydi. Zaman ilerledikçe kollarını çözmeyi daha az ister oluyorlardı. Her şeye rağmen, odanın köşesinde duran antika saatin çığlıkları, irkilerek kendilerine gelmelerine ve uzaklaşmalarına sebep olmuştu. Gitme vaktiydi. Hem de son gidişti. Tekrar tekrar, usanmadan izleyebilirdi kadın onun gidişini. Son olmasındansa… Ağır adımlarla kapıya yaklaşışını seyretti adamın arkasından ilerleyerek. Adam, eli kapının kolunda, yavaşça arkasını döndü ve bir süre yüzüne baktı. Dikkatle inceledi o yüzü. Sonra usulca ileri uzandı ve dudaklarını kadınınkilere değdirdi. Son kez olmasının verdiği hüzün ve arzuyla, bitecek olmasının verdiği isteksizlikle, aşkla, tutkuyla, bağlılıkla, içinde ona karşı ve o ana karşı hissettiği her şeyle öptü kadını. Sonra aniden yarıda keserek geri çekildi. Devam ederse veya orada biraz daha kalacak olursa gidemeyeceğini bilerek kapıyı açtı ve ardına bakmadan hızlı adımlarla kaldırım üzerinde ilerlemeye başladı.

Açık kapının başında, gidişini izliyordu kadın. Arkasında bıraktığı öncekinden de büyük sessizlik içinde dikiliyordu. Uzaklara dalan hüzünlü gözlerinde, anıların buğusu beliriyordu yavaşça. Yol bulup teninden ayrılıyordu tek tek. Vereceği kararı biliyor olmasına rağmen şimdi anlıyordu ki, hep, bir umutla beklemişti. Onu bırakamayacak kadar çok seviyordu ve çaresizce kendisinin de vazgeçilemeyecek kişi olmasını dilemişti. Kapıyı, gelmeyecek olanın ardından kapattıktan sonra, ellerini şefkatle karnının üzerinde kavuşturdu. Alması gerektiğine inandığı yoldan şaşırtmayacaktı onu. En doğru olanı, söylememekti.
Shima_Ocak 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....
olmak zorunda olmadığım yer....

İzleyiciler