İnstagram Havadisleri

Komidindeki Kitap

Beyaz Perdem

12 Eylül 2012

Ayışığının Gölgesi


Zift karası göğün altında dörtnala koşuyordu. Bu gece yağmur düşürmeyen bulutlar ayışığını gizliyordu. Atının sırtında bir gerilip bir gevşeyen kasların hareketini, bacaklarında her zamanki kadar net hissedemiyordu. Yanından hızla geçtikleri ağaçları göz ucuyla görüyor, yüzünü kamçılayan rüzgârsa nefesini kesiyordu. Bakışlarını, her geçen saniye daha da yaklaşmakta olan tepeye kilitlemişti.  Yakındı. “Çok yakın.” diye düşündü. O tepeyi aşar aşmaz köyüne varmış olacaktı. Bilinçsizce, on altısına bastığından beri belinde duran hançerine uzanıp yokladı. Bugün ona, hiçbir zaman olmadığı kadar ihtiyacı olabilirdi.

Şehre, her hafta âdeti olduğu üzere, kardeşlerinin istediklerini almak için inmişti yine. Bu sefer farklıydı. Bu sefer bütün pazar yerini bir suskunluk kaplamıştı. Böylece şehrin arka sokaklarından birine girmişti. İhtişamlı meydanların aksine, bu daracık, küf kokulu sokaklarda her türlü pislik dönerdi. Bir şehrin çürümüşlüğü, kokuşmuşluğu, ancak bu kadar belli edebilirdi kendini ve ancak bu kadar iyi bir maskenin arkasına saklanabilirdi. Kentin gözde soyluları bile bütün kirli işlerini bu sokaklarda hallettirirdi. Buradaki her şey, herkes, gözden çıkarılmıştı.

Sokaklardan birinde gölge bir yere sinmiş ve her türlü haberin dolanıp durduğu bu boşboğaz ağızlardan çıkan kelimelere kulak kesilmişti. Çok geçmeden duymuştu sinsi ve ürkek fısıltıları. Bugün köyünden hiç ayrılmamış olmayı dilemişti o vakit. Şimdi burada, atını hiç olmadığı kadar hızlı sürmeye çalışarak, geç kalmamış olmayı diliyordu.

Tepeye vardığında yüreğini tarifsiz bir dehşet kaplamıştı. Önünde uzanan manzara karşısında, ne yapacağını bilemez halde atını yavaşlatıp durdu. Kapkaranlık geceyi turuncu alevler yarıyor, önünde uzanan verimli arazileri alabildiğine aydınlatıyordu. Başı dönüyordu. Her şey çoktan başlamıştı; çoktan bütün evleri sarmış olan yangın, karşısına çıkan ne varsa koca bir ağız gibi yutuyordu.

Tüm bedenini uyuşturan bu korkuyu uzaklaştırmaya çalışarak, atını yokuş aşağı sürmeye başladı. Küle dönmeye başlamış ilk evlere yaklaştıkça, burnuna gelen yanık et kokuları midesini bulandırıyordu. Atından aşağı atladı ve tehditkâr bir şekilde onu da kızartmaya çalışan sıcaklığa aldırmadan, o tanıdık sokaklarda koşmaya başladı. Arıyordu; sağ kalan birilerini arıyordu. Hala küle dönmemiş, hala yangının ulaşamadığı evleri arıyordu. Evi, köyün diğer tarafındaydı. Kardeşlerine, dostlarına neler olduğunu düşünmek bile istemiyordu.

Kahkahaların, neşenin hiçbir zaman eksik olmadığı leylak kokulu güzel köyünde şimdi, acı dolu haykırışlardan, alevlerin çürüttüğü ahşap evlerin çöküşlerinden başka bir ses duymuyordu. O ilerledikçe halkın hıçkırıklara karışan çığlıkları da artıyordu.

İlerisinde, köyün meydanına açılan köşeyi dönmek üzereyken, ellerini başının etrafına sararak yere çökmüş, korkudan titreyen bir çocuk gördü. Çocuğu hemen kucakladı ve hızını kesmeden döndü. Her kutlamada tüm köy halkının toplandığı ve doyasıya eğlendiği, Masalcı’nın çocuklara esrarengiz hikâyeler anlattığı meydanları, artık dehşetin merkezi olmuş, oradan oraya koşuşturan insanlarla dolmuştu. Yüzler acı, korku, şaşkınlık, yoğun bir kederle doluydu.

Tam karşısında ordunun askerleri, bu insafsız tablonun ressamlarıymışçasına, ellerinde yanan meşalelerle dikiliyorlardı. Başkumandanları olduğu anlaşılan kişi, etrafında koşan halkı hor bakışlarla süzerek atının üstünden haykırdı: “Kralın emriyle bütün isyancı köyler yakılacaktır! Bu, diğerleri gibi sizin de ödemeniz gereken bedeldir!” Bu sözler ne ifade ediyordu? Hiç! Bir hiç! Ne yapmışlardı, kime ne zarar vermişlerdi, kralın bencil ve açgözlü isteklerine ne zaman karşı gelmişlerdi?! Bu tamamen saçmalıktı! Kelt şehrinin sokaklarında olduğu gibi onlar da gözden çıkarılmışlardı. Bütün bunların sebebi sadece buydu! Gözden çıkarıldıkları için yok ediliyordu yaşadığı köyü, tanıdığı, sevdiği herkes; isyan ise sadece bunun bahanesiydi. Bir ülkenin kralı halkına karşı bu kadar mı acımasız olabilirdi?! Daha fazla dayanamazdı. Kucağındaki çocuğu yere indirip belindeki hançeri çekti. Aklı başından o kadar gitmişti ki, ileri doğru atılmak için kaslarını hazırlarken, arkasından yaklaşan kişiyi hissedemedi. Ağzından çıkan haykırışın önüne, suratının yarısını kaplayan bir el geçerken, belini sıkıca kavrayan güçlü kol da ayaklarının toprakla olan temasını kesti. Ona göre kimse bu kadar güçlü olamazdı; Thedor’dan başka. Boş yere debelenirken “Bırak beni! Bu rezalete daha fazla sessiz kalamam!” dedi. “Yapamazsın Omar. Bu bizim de sonumuz olur.” diye fısıldayarak karşılık verdi Thedor isimli, köylerinin gururu büyük savaşçı. O böyle söylüyorsa kurtulanlar var demekti. Başkumandan, başıyla, emrindeki askerlere sağ kalanları işaret ederken, Thedor da küçük çocuğu kucaklayıp onu da sürükleyerek uzaklaştırmaya başlamıştı.

Köyünden, yanık ve duman kokusunu alamayacakları kadar uzaklaştıktan sonra, bu felaketten sağ kalanlarla karşılaştılar. Hepsi ser sefil haldeydi: Yarasını sarmaya çalışanlar, ciltleri yanık olanlar, askerlerden kılıç ya da ok darbesi yemiş olanlar… Herkes acı içindeydi. Her biri sevdiği birilerini kaybetmişti ve bunun acısı fiziksel acılarından bile daha çok ağrı veriyordu. Koca bir köyden geriye bir avuç insan kalmıştı. Omar’ın gözleri, bir ağacın gövdesine yaslanmış kız kardeşi Flaron ve ona sarılmış, daha küçük olan ikizler, Rim ve Lim’i görünce, titrek bir nefes verdi. Üçüne de ufak tefek bereler dışında bir zarar gelmemişti.

Bakışlarını arkasında bıraktığı köyüne çevirdi. Yaşadığı, en güzel anılarını biriktirdiği, dahası anne ve babasının anısına tutunabildiği tek yer, gözlerinin önünde kül olmaktaydı. Yapabileceği hiçbir şey olmamasının verdiği çaresizlik, yanaklarından aşağı sessizce süzülerek gösteriyordu kendini. Thedor’un onu tutan kolu, bunu anlamış olacak ki, anlayışla gevşemişti. Ayaklarında artık, kendini bile taşıyabilecek güç kalmamıştı. Dizleri kuru toprağa doğru düşerken, başını geriye doğru atarak ciğerlerinden, genç kalbinin daha önce hiç bilmediği bir duyguyla dolu bir nara koyverdi. Kendisi daha sonra bu duyguya, “intikam” diyecekti.
Shima_Eylül 2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....
olmak zorunda olmadığım yer....

İzleyiciler