İnstagram Havadisleri

Komidindeki Kitap

Beyaz Perdem

12 Eylül 2012

Ankara



ankara'ya öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar
kimse keman çalmaz belki ama
çok keman çalınsın balolarında diye yapılmış
gri, sisli binalar...

alnının ortasında ciddi bir devlet asabiyeti
çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar
bu zulüm, bu sevda bitmezmiş
sevmek bir halkı sevmekse
aşk o zaman sevmekmiş
(biz bir şeyi delicesine severiz ama tanrım neyi)
kahve önü çatlak mozaik
bel kemiğine tehdit kürsüler üstünde
çok sigara içen
öğrenciler...

bir daha asla yaşayamayacağı aşkları teğet geçerken
hep onu sevmeyenleri severek
hep onu sevenin gözlerinden kalabalıklara kaçarak
karışarak toplumcu, gerçekçi yalnızlıklara
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
bir izmirli güzele dayatmak varken
(hep kardeş olacak değiliz ya,
yaşasın halkların sevgililiği)
soyut bir sevdaya beşik kertilmiş olan
dağda çoban, şehirde şark çıbanı sayılan
fırat'ın büyük elleri
ararat'ın kızgın yelleri
cilo'nun derin nefesleri
hülasa kente hukuk mukuk okumaya
mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş
anadolu çocukları

ankara'ya öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar
belki balkona kar seyretmeye çıkar diye sevdiğimiz kızlar
çok dibimiz donmuştur
ve çoğu zaman bu kar mevzuu
kızlara yeterince ilginç gelmemiştir

hiçbir şey kapalı bir dükkan kadar hüzünlü gelmez insana ankara'da
yoksa bugün bir hayat yaşanmayacak mı duygusu çöker bütün bozkıra
kimse keman çalmaz belki
belki bu film hiçbir zaman o kadar fiyakalı olmayacak ama
hiçbir lahmacun da
o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin tadını vermeyecek bir daha
çok daha iyilerini yedim sonra
bizzat urfa'da hatta
ama hiçbirinde o kadar aç oturmadım sofraya

ankara'ya öyle yakışırdı ki kar
çok yabancı soluk duyulur bazı
bilinmez bir dilin ıslığından
anla ki sıkıldı bizim konsolosluklardaki konuklar
öyle deme ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
bu kadar insanın neden ankara'yı bu kadar çok sevdiğini anlamadan
ankara'da yaşamak

yollarına hep sevdiğimiz insanların adlarını vermediler ama
biz her duvara bilvesile onların adını yazarak yaşadık
kül ve betondan mürekkep
yaşadıkça yaşanılası gelen
o tuhaf bozkır kokusunda

ankara'ya öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar...
bir günden bir sürü gün yapan
mesai saatlerinde hiçbir şey yapan
hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan
rakıyı bol sulu içen
-dokunmasın için değil
çabuk bitmesin diye devletinin tekel rakısı-
hep kağıtlara bakarak
hep kağıtlardan bakarak
hem neşet ertaş'ı hem bülent ersoy'u
aynı anda sevmeyi başararak
karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı
çok beğenmeyerek ama
yine de bu tasarrufunu takdir ederek
boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken
hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi yürüyen
memurlar.......

ankara'ya öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar
biz, şimdi kapalı bir kuruyemişçi dükkanının
-ki bütün plan kar altında tuzsuz ayçekirdeği çitleyip
yanı sıra bafra içmektir-
kötü ışıklandırılmış vitrininden umutsuzca içeri bakan
kimliği gereğinden fazla sorgulanmış
merhabadan çok "çıkar ulan kimliğini" denmiş
-yani sistem kendi verdiği kimliği zırt pırt geri istemektedir-
doğduğu yer yüzünden
doğuştan kavgacı zannedilen
ama pek çoğu kavgadan nefret eden
kavgacı, esmer, cesur, korkak
çoğu kürt, çoğu türk
çocuklardık...

ankara'ya öyle yakışırdı ki kar
ha sonra belki ahmet arif'in aklına
hiçbir şairin aklına gelmeyecek
-çünkü hiç kimse bir daha ankara'yı onun kadar sevemeyecek-
bir şiir islenir
"kar altındadır varoşlar
hasretin, nazlıdır ankara"
ustam yine sen bilirsin ama
hangi aralıkta bir şair ölmüşse
işte o en netameli aydır bence

ankara'ya öyle yakışırdı ki kar...
asfaltlar ışıldar...
yalanlar...

şimdi ve sonra
ne zaman ankara'ya kar yağsa
elim, gönlüm, çocukluğum, buz tutar...

Yılmaz Erdoğan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....
olmak zorunda olmadığım yer....

İzleyiciler