İnstagram Havadisleri

Komidindeki Kitap

Beyaz Perdem

8 Kasım 2012

Düşünen, Duyarlı İnsan Yaratma Sürecinde "Sanat"

4 Ekim 2012 tarihli "Kamusal Eğitim Sempozyumu"nda, Prof. Dr. Sedat Sever'in oturum başkanlığını yaptığı, konuşmacı olarak da Gülten Dayıoğlu ile Gülsüm Cengiz'in bulunduğu "Düşünen, Duyarlı İnsan Yaratma Sürecinde Sanat" adlı panelde aldığım notlar üzerinden oluşturduğum bir yazım bu. Kendisi aynı zamanda Yaratıcılık ve Geliştirilmesi dersimizin ödevi olmaktaydı; başka bir işe de yarasın dedim ve eğitimde sanatla ilgili bu yazıyı okuyanlarla da paylaşmak istedim.

1 Kasım 2012

Üç Gözyaşının Yolculuğu



Bir haykırış oturur boğazında.
İsyandır belki; yahut keder.
Bir damla filizlenir gözlerin buğusunda.
Kolları vücuduna dolanmış,
Salınır durur sindiği yerde.
Bir acı saklanır yüreğinde.
Bir acı saklanır,
-ki en sonunda saklandığı yere sığmamıştır-
Akar yavaş yavaş.
Kanar, ellerinde bir çocuğun bedeni;
Kanarken kendi yüreği.

19 Ekim 2012

Bilinemeyen



Bir şeylerin eksikliği var içimde
Ama ne...
Yapabileceğimin en iyisini yapmadığım,
En iyisini
Hala yapabileceğim hissi...
Ama neyin?
Bir sürü şeyi aynı anda yapma isteği
Sonucunda
Nereden başlayacağını bilememenin verdiği
Duraksama...
Kısaca boşa harcanan
Dakikalar, saatler, günler...

14 Ekim 2012

Hayat ve Ben

Otuz beşime bastım geçen hafta...
İlk yarı bitti: Hayat: 1 - Ben: 0!..
Ama belliydi böyle olacağı…
Nicedir başlamıştı belirtiler:
Yolda çocuklar "Amca şu topu atıversene" diye seslendiklerinde kuşkulanmıştım ilkin…
Sonra saçlarımdaki beyaz teller tescilledi yarı yolun ufukta göründüğünü,
Baktım; lise fotoğraflarım sararmış, sınıf arkadaşlarım yaşlanmış.
Eş dost sohbetlerinde sağlık ve çocuk konuşulur olmuş, seyahat ve aşk yerine...
Gök gibi gürlemeye alışkın müzik setimin ses düğmesini kısar olmuşum, içimdeki uçurtmanın ipini çekercesine...
Bizim zamanımızda diye başlayan nutuklar atmaya başlamışım mezuniyet törenlerinde,
-Hayret daha dün değil miydi benimkisi?-

3 Ekim 2012

"Yabancı"nın Felsefesi

"Ne olursa olsun, her şeyin anlamsız olduğu, her şeyden umut kesmek gerektiği düşüncesiyle nasıl kalır insan?.. Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluyoruz. Dünyanın hiçbir anlamı yoktur demek, her çeşit değer yargısını ortadan kaldırmak olur."
Albert Camus

Bu Yol Nereye Gider?



bir kuğunun boynuna dokunurken…

yol bir yere gitmez
içerde
düz saçlara uğrar ayaküstü bir akşamüstü
her plansız ürperişin sonu hüsran
ve hüsran çok sanat müziği bir kelimedir

12 Eylül 2012

Ankara



ankara'ya öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar
kimse keman çalmaz belki ama
çok keman çalınsın balolarında diye yapılmış
gri, sisli binalar...

Ayışığının Gölgesi


Zift karası göğün altında dörtnala koşuyordu. Bu gece yağmur düşürmeyen bulutlar ayışığını gizliyordu. Atının sırtında bir gerilip bir gevşeyen kasların hareketini, bacaklarında her zamanki kadar net hissedemiyordu. Yanından hızla geçtikleri ağaçları göz ucuyla görüyor, yüzünü kamçılayan rüzgârsa nefesini kesiyordu. Bakışlarını, her geçen saniye daha da yaklaşmakta olan tepeye kilitlemişti.  Yakındı. “Çok yakın.” diye düşündü. O tepeyi aşar aşmaz köyüne varmış olacaktı. Bilinçsizce, on altısına bastığından beri belinde duran hançerine uzanıp yokladı. Bugün ona, hiçbir zaman olmadığı kadar ihtiyacı olabilirdi.

8 Eylül 2012

War Inc. (Savaş Şirketi) (2008)

         
"Kişi" kelimesinin Latince'den geldiğini ve maske anlamında olduğunu biliyor muydun?
Dışarıdaki izleyiciler bize bakıp maskenin arkasında ne var diye merak ediyor.
Hepimizin birçok maskesi var.
Ve bu maskenin ardındakini görebilirsek gerçeklik bir ışık gibi parlar.
Bu ışık yeterince parlak olursa, işte o zaman aşık oluruz.
Sürekli bir savaşın içindeyiz, Hauser.
Kardeşlerimizi, yabancıları, suçluları ve suçsuzları öldürüyoruz.
Kendi kalplerimizle savaş halindeyiz...
Sevgi başarısızlığa mahkum bir ateşkes...
Fakat, dediğim gibi...
Bu bizi aldatıcı durumlara düşürebilir...
Hatta bazen bir çöp kamyonunun arkasında bile.

Geride Bırakılan Son Bakış


Boğazına dizilip nefes almasını zorlaştıran hıçkırıklara, gözlerinden akmaya çalışan yaşlara mühür vurarak karşısındaki çehreye bakıyordu dikkatle. Birazdan, o kendini bir an için bile ayrı koymanın ıstırap olduğu güzel dudaklardan çıkacak kelimeleri bekliyordu sabırla. Donuk ve ifadesiz kalmış gibi gözüken vücutlarına rağmen ikisi de titriyor, terliyor, yanıyor; kalpleri heyecanla, korkuyla, birbirlerinden uzak durmalarının verdiği acıyla, şiddetle çarpıyordu. Birbirlerine dokunabilecek mesafede oldukları halde ikisi de ellerini uzatmaya cesaret edemiyordu. Bu ayrılık dolu saatlerin çığlığını hissetmişçesine, rüzgârla savrulup pencerelere şiddetle vuran yağmur damlaları bile sessizce yitip gidiyordu. Odanın içindeki karanlık sessizliği sadece, ikisinden gelen düzensiz nefes alışverişleri bozuyordu. Olacakları bildikleri halde, seslendirmek gerekli miydi, bunu düşünüyordu kadın. Her şeye rağmen söyleyecekti, o acı dolu sözcükleri duyacaktı ondan. Bunu biliyordu çünkü onu tanıyordu. Ardında, dönmeyeceği halde, umutla dönmesini bekleyecek olan bir sevgili bırakarak, onu daha çok karanlığa hapsetmek istemeyecekti. Kendince böyle düşündüğünü biliyordu. Ama kadın bunları duymak istemiyordu. Biliyordu dönmeyeceğini, onu bir daha hiç göremeyeceğini. Yine de duymak istemiyordu çünkü sadece bu ışık demetiyle hayata, onun anısına tutunabileceğini düşünüyordu.

7 Eylül 2012

Yek


Su damlası kadar saf, berrak
Gecenin siyahı kadar sessiz
Nergis kokulu o ten ak pak
Toprak misali gözler çaresiz

Bir sen kaldın; tek başına, çaresiz
Çaresizlik kalbe vurmuş sessiz sessiz…
Shima_2007

5 Eylül 2012

Şehrin Matemi



Şehri sessizlik bürümüştü. Mevsimin dönmesi sonucu oluşan serin havada evinin terasından şehre doğru bakarken, eskiden olanın aksine bu manzaranın onu artık büyülemediğini fark etti. Artık hiçbir şey onda böyle derin hisler uyandıramıyordu. Birkaç sene önce yaşadıkları, hayatının bıraktığı derin yara, hâlâ kalıntılarını koruyordu yüzünde, aynanın arkasındaki aksinde.

Şehir bugün hiç olmadığı kadar sessizdi. Hüznüne sessiz kalıyor, teselli için kelimeler arıyordu. Kendince böyle düşünüyordu şehir. Ama o bu derin sessizlikte, kendi içine daha çok çekildiğini hissediyordu. Kulaklarındaki sessizliğe inat, kafasında çığlıklar atıyor, kıyametler koparıyordu bir şey… Biri… Karanlık teslim alıyordu ruhunu. Bedeninden ayırıyordu onu bu sessizlik.

4 Eylül 2012

Minyatür Hayatlar



Mutlu insanlar…
Mutlu olduklarını sanan
İnsanlar…
Komik bir telaşla, garip bir heyecanla, anlamsız bir hırsla
İstediklerini elde etmeye çalışıp, elde ettikleriyle yetinemeyen insanlar…
Boşa geçen bir hayatta, başa geçip koşturmaya odaklanmış insanlar…
İnsancıklar…

31 Ağustos 2012

Strings (İpler) (2004)

"Ben senin başladığın yerde bitiyorum ve senin bittiğin yerde ben başlıyorum.
Hepimiz bu şekilde bağlıyız."

28 Ağustos 2012

Bir Sen...



Nasıl da çabucak geçti her şey
Bütün anılarım, hayallerim, umutlarım…
Zamanın içinde dağılıp gitti
Annemin antika vazosunun
Kırılıp dağılması gibi yerde
Hala hatırımda komşumuzun bahçesinden
Kızacağını bilerek koparıp sana verdiğim
Papatyaların kokusu…

26 Ağustos 2012

Basit yaşayacaksın. Basit

Basit yaşayacaksın, basit
Mesela susayınca su içecek kadar basit…
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazin;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi…
Sevince lafı dolandırmadan soylediğin
‘seni seviyorum’ gibi.
Basit bir öpücük yetecek sana…
Basit, sıcak bir öpücük;
ve o opücükle dolacak tüm günlerin,
tüm düşlerin.

18 Ağustos 2012

Güz

Sonbaharın tadı kaldı damağımda
Kırmızıdaki acı
Sarıdaki tatlı
Yeşildeki ekşisi dokunduğumda…
Sonbaharın tadı kaldı yüreğimde
Kırmızısındaki isyanla
Sarısındaki huzurla
Yeşilindeki derinlik ve canlılığın turuncusuyla
Yüreğimde bıraktığı büyük aşkıyla
Bir tek o kaldı kalbimde, aklımda
Gelip gitti hayatımdan
Sonbaharlar da arkasında
Shima_2005

14 Ağustos 2012

"Gel" de, yeter...

Mecnun değilim dost, ama çağırırsan çöllere gelirim.
Sana yalan halde gelmem, toplarım özümü yalın halde gelirim.
Kapıyı çaldığında "kim o?" dersen, ben olmam kapında, sen olur gelirim.
Sen gel de yeter ki, yola yük olmam, yol olur gelirim...


Tebrizli Şems

9 Ağustos 2012

Tegomass – Kiss ~Kaerimichi No Love Song~


Futari kiri no kouen Kaerimichi no shiteiseki
Itsumo yori hashaideru Kimi wo mitsume Kiite mita
eve dönüş yolunda bizim için ayrılmış,sadece ikimize ait olan parkta
seni her zamankinden daha mutlu bir şekilde izleyerek sordum: 
"Moshi mo ashita Sekai ga nakunattara dou suru?"
Kimi wa nani mo iwazu ni boku no ude wo GYUUTTO shita ne
"eğer dünya yarın yok olup giderse ne yapardın?"
hiçbir şey söylemeden kolumu sıkıca kavradın değil mi?
Nee Kocchi wo muiteite
Kuchibiru ga Chikasugite DOKI DOKI tomaranai
hey,bu tarafa bak
dudaklarımız bu kadar yakınken, kalbim gümbürdemeyi bırakmayacak

8 Ağustos 2012

Sabır

Mevlâ'nın her şeydeki sırrı SABIRdır...
Acıya sabredersin adı METANET olur,
İnsanlara sabredersin adı HOŞGÖRÜ olur,
Dileğe sabredersin adı DUA olur,
Duygulara sabredersin adı GÖZYAŞI olur,
Özleme sabredersin adı HASRET olur,
Sevgiye sabredersin adı AŞK
olur....


Mesnevi

6 Ağustos 2012

Tohoshinki – Doushite Kimi o Suki ni Natte Shimattan Darou


doushite kimi wo suki ni natte shimattan darou
donna ni toki ga nagarete mo
kimi wa zutto koko ni iru to omotteta no ni
neden sana aşık oldum
ne kadar zaman geçerse geçsin
hep burada olacağını düşündüm
demo kimi ga eranda no wa chigau michi
ama sen farklı bir yol seçtin

3 Ağustos 2012

Sunset Swish – Sakurabito


yorokobi ga mau haru o omou namida no hane
chiriyuku hanabira tonari anata no moto e to
mutluluğun kanat çırptığı özlem dolu bir baharda, gözyaşlarımın kanatları 
savrulan çiçek yaprakları olup, sana yöneliyor
kaze ga naru tabi soba ni iru yo tadori tsukeru
kanashimi yori samishisa yori
mamorubeki wa ima o ikiru anata
rüzgarı duyduğun zaman, yanında olmak için çabalayacağım
kederden de yalnızlıktan da
şu an yaşıyorsun gibi seni koruyacağım

25 Temmuz 2012

Geri's Game

1997 yılında "En İyi Animasyon Kısa Film Ödülü"nü alan bu animasyonda, yaşlı bir adamın bir parkta kendi kendine satranç oynaması konu alınmış. Bu yaşlı amcamız aynı zamanda, kendini Toy Story 2 animasyonunun bir kısmında da gösteriyor. Senaryosu sıkmayan, keyifli, animasyon teknikleri açısından Pixar'dan beklenildiği gibi başarılı bir kısa film.

Tür: Animasyon, Kısa film
Süre: 4 dakika
Yönetmen/Senaryo: Jan Pinkava
Firma: Pixar Animation Studios
Ödüller: 7 ödül

Mutlu Ol! Bu Bir Emirdir.

Sinan çetin imzalı, Nebil Özgentürk'ün Türkiye'nin Hatıra Defteri belgeseli için yaptığı "yasaklar" üzerine bir kısa film. Türkiye'de radyolarda Türk müziğinin yasaklandığı yılları konu alan bir hikaye. Bir ülkenin kendi kültürüne getirilmeye çalışılan yasalakların ne kadar trajikomik olduğunu, başarılı ve nükteli bir şekilde aktarmış Sinan Çetin ve bu 5 dakikalık süre içerisinde de son noktayı koymuş: "İnsanların müziğine, kültürüne, yaşam tarzına yasaklar koyan siyasi otorite, hayatın karşısında daima tuhaf duruma düşmüştür." 
Yönetmen: Sinan Çetin
Görüntü Y.: Kamil Çetin
Senaryo: Sinan Çetin 

Cevizin Kabuğundaki Adam

Ey Cevizin Kabuğundaki Adam!
Senin beni anlaman mümkün değil.
Çünkü sen,Cevizin kabuklarının vurduğu sesten zevk alıyorsun
Ben ise cevizin içi ve özüyüm.
Fakat kırmak zahmetine katlanmıyorsun
İçini yesen, tadını alsan bunlarla meşgul olmayacaksın.


Mevlânâ

22 Temmuz 2012

Toki o kakeru shoujo

Mamiya Chiaki : “Mirai de matteiru” — "Gelecekte bekliyor olacağım”
Konno Makoto : “Sugu iku… Hashitte iku….” — “Hemen geleceğim, koşarak geleceğim…”

18 Temmuz 2012

Ally Kerr – The Sore Feet Song

Bu şarkı sadece bir bölümünü izlediğim Mushishi isimli animenin açılış şarkısı. Şarkı ve sözleri hoşuma gittiği için çevirdim fakat animenin başka bir bölümünü izlemediğim için bir tanıtım yapamayacağım. Fakat ilk bölüm fena değildi. Fragmana bakınca bile, o gizemli müzik eşliğindeki ilginç sahneleri görünce, insanın izleyesi geliyor değil mi? :)

17 Temmuz 2012

Şems Gitti…


Sevdiğin birini yitirince bir yanın onunla beraber kaybolur. Terk edilmiş hayaletli bir ev gibi buruk bir yalnızlığa esir olur, eksik kalırsın. İçinde bir sır gibi, giden sevgilinin yokluğunu taşırsın. Öyle bir yara ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin gene de canını yakar. Öyle bir yara ki iyileştiğinde bile kanar. Bir daha gülemeyeceğini, asla hafifleyemeyeceğini sanarsın. Karanlıkta el yordamıyla ilerler gibi akar hayat. Önünü göremeden, yönünü bilemeden, sadece şu anı kurtararak… Gönlünün kandili sönmüş, zifiri gecede kalmışsındır. Ama işte ancak böyle durumlarda, yani iki göz birden karanlıkta kalınca, bir üçüncü göz açılır insanda. Kapanmayan bir göz… Ve ancak o zaman anlarsın ki bu elem sonsuza dek sürmeyecek. Hazandan sonra başka mevsimler, bu çölden geçince nice vadiler gelecek; bu ayrılığın ardından da ebedi bir vuslat.

Aşk

Her hakiki aşk, umulmadık dönüşümlere yol açar. Aşk bir milâd demektir. Şayet “aşktan önce” ve “aşktan sonra” aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir!
Elif Şafak – Aşk(sayfa:339)

12 Temmuz 2012

Sema

Şems
Konya, Haziran 1246

Bid’atmış… “Küfür bu müzik” diyorlar. Yapmayın efendiler! Aşk ile icra edilen bir sanat nasıl küfür olur? Demeleri o ki Allah bize müziği vermiş, hem de yalnız ağızla ya da sazla yapılan müzik değil kastım, tüm evreni kuşatan o canım ezgileri vermiş, sonra da tutmuş dinlemeyi yasak etmiş, öyle mi? Görmüyorlar mı bütün doğa her an her yerde O’nu zikrediyor? Bu kâinatta ne varsa aynı temel ahenkle hareket ediyor: Kalp atışımız, havadaki kuşun kanat çırpışı, fırtınalı bir gecede kapıları yumruklayan yel, dağ pınarının çağlayışı, nalburun demire vuruşu, henüz doğmamış bebeğin rahimde dinlediği sesler… Her şey, hem de her şey, muhteşem ve tek bir nağmeyle hemavaz. Dervişlerin dönerken duydukları musiki bu ilahi zincirin bir halkasıdır. Nasıl ki her su damlası içinde okyanusları taşır, bizim semamız da içinde kâinatın sırlarını taşır.

9 Temmuz 2012

Aşk Şeriatı

Şems
Konya, 12 Haziran 1245

Bunca korku, vehim ve yasak… Öyle insanlar var ki, her Ramazan sektirmeden oruç tutar, her bayramda günahlarının kefareti için kınalı koyun keser, hacca umreye gider, günde beş vakit alnı secdeye değer ama yüreğinde ne sevgiye yer vardır, ne merhamete. Bre adam, o zaman ne demeye uğraşır durursun ki? Aşksız inanç olur mu? Sevmeden ve sevilmeden, habire bir şeylere söylenip homurdanarak iman etmek mümkün mü? Aşk yoksa “ibadet” bir kuru kelimeden, yan yana gelmiş altı harften ibaret. Dışı kabuk, içi oyuk. İnsan aşkla ve aşkta iman etmeli; damarlarında gürül gürül hissederek Allah ve insan sevgisini!

7 Temmuz 2012

Mi - Sunset


Yuuhi ga kage wo hosoku nobashita
Kokoro wo fukaku someteiku
Kitto saigo no jikan dato
Namida koraeteta
Omoide nante itsumo kanashii sugiru bakari
Isso wasurete shimaitai yo
Nidoto aenai kimi no senaka to
Saigo no yuuhi mitsume tsuduketa
Günbatımı uzatıyor gölgemi incecik
Kalbimi derinden boyuyor renkleri
Kuşkusuz, bu, son ânımız olduğu için
Alıkoydum gözyaşlarımı
Nedense hep hüzünlü geçen anıları
Bir an önce unutmak istiyorum
Sürdürüyorum son günbatımını izlemeyi
Ve bir daha hiç göremeyeceğim sırtını
Itsumo itsumo yasashii sugitane
Ima wa ososugiru keredo
Hep, hep çok naziktin
Şimdi çok geç olsa bile...

6 Temmuz 2012

Corpse Bride (Ölü Gelin)


Yanan bir muma dokunduğumda acıyı hissedemem
Beni bir bıçakla kesseniz de bir şey olmaz
Ve biliyorum onun kalbi çarpıyor
Ve biliyorum ölü olduğumu
Yine de burada hissettiğim acının
Gerçek olmadığını söylemeyi deneyin bana
Ve hala dökecek bir gözyaşına sahibim anlaşılan

4 Temmuz 2012

Nefs Teskiyesi Kademeleri

Rumi
Konya, Aralık 1247

Bomboştu dünya. Koca sokaklar, bulutsuz sema ve bütün Konya. Tebrizli Şems yoluma çıkıp bana o soruyu sorduğunda her şey ve herkes kayboldu sanki, bir anlığına da olsa. Bir tek o ve ben kaldık bu şehirde: Soran ve cevaplayan.

“Söyle bana Bistâmî mi daha ileride yoksa Peygamber Efendimiz mi?” Bu soruyu elinin tersiyle itmek ya da geçiştirmek kolay. Hiddetlenip karşıdakini susturmak kolay. Zor olan ne sorulduğunu anlamaya çalışmak ve tabii bir de yanıtını bulmak.

23 Haziran 2012

Karşılaşma



“Ey, allâme-i cihan Rumi, Doğu’da Batı’da emsalsiz Mevlâna, hakkında güzel şeyler işittim. Müsaade edersen bunca yolu sana bir soru sormaya geldim.”

“Elbette” dedim usulca.

“O halde evvela şu atından in de benimle aynı hizaya gel.”

Bunu duyunca öyle bir afalladım ki ağzımı açamadım. Yanımdakiler de şaşkındı. Bugüne dek kimse benimle böyle konuşmaya cesaret edememişti.

21 Haziran 2012

Yirminci Kural

Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Elif Şafak – Aşk (sayfa:177)

20 Haziran 2012

Özleme Dair…

Yüreğimi sıkıştıran bu kesif hüzün, belki de terketmişlere özgü gizli bir terkedilme duygusudur.

Özledim seni…
Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir…
Beynimi uyuşturu­yor özlemin…
Çok sık birlikte olamasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlı­yorum.
Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime sapla­nan bir sızı olmaktan çıkıp mütemadi bir boşluğa dönüşüyor.
Sabahlara seni ok­şayarak başlamaları akşamları, her işi bir kenara koyup seninle başbaşa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, hırlaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, se­vimli ha­şarılığını, çocuksu küskünlüğünü…

17 Haziran 2012

On Dördüncü Kural

Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

Elif Şafak – Aşk (sayfa:134)

Sekizinci Kural

Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Elif Şafak – Aşk (sayfa:103)

14 Haziran 2012

Altıncı Kural

Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.

Elif Şafak – Aşk (sayfa:96)

13 Haziran 2012

Beşinci Kural

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “Bırak kendini, ko' gitsin!”

Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

Elif Şafak – Aşk (sayfa:95)

İkinci Kural

Hak Yolu’nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

Elif Şafak – Aşk (sayfa: 64)

3 Haziran 2012

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,Sevdiğin kadardır ömrün..

Yaşamdan Önce – Ölümden Sonra

gıcırdayan bir karyolada başlar bazen yaşam
bazen de bir arabanın arka koltuğunda
ıssız bir orman köşesinde -
yağmalanmış bir köyde;
ya da bir tatil köyünde kimi zaman;

belki sevgililer gününde
mikroskop altında bir tüpte,
bazen de gece girilen bir denizde.

1 Haziran 2012

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

7Karanfil

Dediler bir yerlerde yedi karanfil saklıymış.
Gezdim, dolaştım, yüce dağların tozu topraklarından indim…
Bulamadım, rivayet sandım, değilmiş.
Öğrendim bir ulemadan:
Birinci karanfil bebelerin kan kırmızı çığlığında saklı a oğul…
İkinci karanfil kartalların vahşi tüyünde, hareli oluşlarında saklı be abdal…
Üçüncü karanfil açların kokuşmuş nefesinde saklı ki üstad…
Dördüncü karanfil şarabın fena kırmızısında mı saklı şaşkın…
Beşinci karanfil bayrağının şerefinde saklı a dalgın…
Altıncı karanfil dargın dostların nefretinde saklı be insancıl…
Ama nedendir bilinmez dedi ulema
Yedinci karanfil Tanrı’da saklı kaldı…

31 Mayıs 2012

Ne İnsanlar Gördüm!

Âah ah… Ne insanlar tanıdım hey!
Hep hikaye roman çıktı.
Kimi dedim ağır bir şey,
Tarttım baktı gram çıktı.

Kimi beni veli yaptı,
Kimi beni deli yaptı.
Kimi yiğit rolü yaptı,
Emdiği süt haram çıktı.

30 Mayıs 2012

Yeniay – Üçüncü kişi

“Sanki kaybolmuş bir ay gibiydim. Gezegenim büyük bir felakette yok olmuş ama buna rağmen geride kalan boş uzayda dar dairelerle yörünge çizmeye devam eden ve yerçekimi kanununu yok sayan bir ay.”
- Isabella Swan -

Yeni Ay – Uyanış

Zaman geçiyor. İmkânsız göründüğü zaman bile. Hatta saatin her tik tak edişi insanın canını acıtsa da. Yavaş yavaş geçiyordu saniyeler. Yalpalayarak ve sessizliklerin içinde sürünerek. Ama bir şekilde geçiyordu. Benim için bile.
- Isabella Swan -

14 Mayıs 2012

Gekijouban Clannad

Clannad animesinin, seriden farklı bir alternatifi olarak çekilmiş olan filmi, Gekijouban Clannad. Bu filmde geçen Nagisa'nın tiyatro sahnesi, kendi yazdığı senaryoyla oynadığı monolog, burada aktaracağım. Animede yer alan "hiçliğin dünyasında tek başına yaşayan kız" ile biraz paralel bir konu işliyor gibi geldi bana. Beni etkileyen bir sahneydi. Ben de sırf bu yüzden oturup sadece o bölümü de olsa çevirdim. Japoncasını sadece dinleyerek yazdığım için hata olabilir, varsa kusuruma bakmayın artık. :) Buyrun, işte o sahne:

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....

Olmak istediğim yer, olmak zorunda olmadığım yer....
olmak zorunda olmadığım yer....

Kayıtlar

İzleyiciler